3 Haziran 2012 Pazar

Fahişelerin şehri Bangkok

Tayland'ın başkenti Bangkok'da birinci günüm. Günün yarısı otel aramakla geçti. Bir yere gitmeden otel ayarlayan, hatta en azından internetten uygun otellere bakan mutlu çoğunluktan olmayı çok isterdim. Baştan almak gerekirse: Hong Kong'dan Macau adasına vapurla geçtim. Macau'dan uçak biletleri daha ucuz oluyordu. Macau'dan da uçağa bindim ve dün gece Bangkok'a vardım. Gece de otel aramıştm ve uzun bir uğraştan sonra bir otel bulmuştum. Ancak otel aramak şöyle. Havaalanına geldim. Etrafta bir tane ucuz otel olduğunu biliyordum. Ama o oteli bulamadım. Hava alanı oteli de çok pahalıydı. Yapacak birşey yok diyip şehre gitmenin yollarını aradım. Ne de olsa bir şehir merkezi olmalıydı ve bu merkezin etrafında da bir takım oteller. Şehre trenle gidiliyordu. Tren bileti gişesinde bir de harita edinmeyi akıl etmem günün o zamana kadarki en zekice hareketiydi. Başka türlü şehir merkezini hayatta bulamazdım. Neyse efendim bindim trene. Haritayı özenle çalıştım. Gözüme bir yer kestirdim. Şehir merkezine ne uzak ne de çok yakın. Mutlaka burada ucuz otel vardır dedim. Atladım trenden bir bağlantı noktasında. Yoldan geçen birilerine yolu sordum. Soraca kesin bir yolum da yoktu. Sorduğum kızın bir melek olduğunu daha sonra anlayacaktım. O da oralarda bir yerlere gidiyormuş beraber gidelim dedi. Yanındaki arkadaşları başka bir trene geçtiler. Sonrasında neden oraya gitmek istediğimi sordu. Haritadaki hosteli gösterdim. Kalacak bir yer arıyorsan ucuz bir yer için Nana'ya gitmelisin dedi. Yalnız Nana, Nanaaaaaaa diye okunuyor. Hatta uzatırken hafif bir dalgalanıp şarkı söylüyorsunuz gibi. Önce ikinci a'yı uzatıyorsun, sonra sesini kalınlaştırarak ses seviyeni düşürüyorsun.
Tamam diyorum ve Nanaaaa'ya gidiyorum. Issız bir yer. Gece 12. Tırsmaya başlıyorum.Bir yol bir fahişeler bir de ben. Allahım diyorum kendi kendime. Nedir kaderim. Şuraya git diyor bir fahişe. Ama dediği şeyi anlasam da işaretlerin hepsi Tai dilinde olduğu ve alfabesini bilmediğim için bulamıyorum. Gereksiz buluyorum bu pek macerasever halimi. En basitinden bir otel bulabilirdim daha öncediye düşünüyorum. Yürüdükçe fahişeler çoğalıyor. Onlardan başka soracağım kimse yok. Pek de yardım severler. Ne gerek var bu saatten sonra otele para vermeye ben sana bulurum kalacak yer diyorlar. Canlarım benim. Üzerimde üç kuruş Tai parası yok diyorum. Onu da hemencecik hallediyorlar. Dünya'da fahişelik kadar pratiği kuvvetlendiren bir meslek var mıdır acaba? O kadar kestirmeler ki. Gerçekten çok iyi pazarlamacılar ve garip bir şekilde hep konuşulacak bir konu buluyorlar. Uydu ve yörüngeler üzerine bile konuşmuşluğum var kendileriyle. Yani onu bile merak ediyormuş gibi yapabiliyorlar. Üstelik sizin onlara ödemeyeceğinizi bir dakika içerisinde anlıyorlar. Sadece bir dakika yetiyor. Naaber, uydu ve yörüngeler, kalacak otel bakıyorum, babay. 1 dakika.
Hangi sevgili veya eş bunu yapabilir ki? Erkekler için de geçerli. Bir de bir fahişeyle zaman geçirmeyi fiziksel bir aktiviteden ibaret görürler. Alakası yok. Bence fahişelik herkese zorunlu olmalı. Yanlış anlamayın. İşin fiziksel kısmı tamamen yasaklanabilir. Dokunmak falan da yasaklansın. Ama mesela 6 aylık teorik 6 aylık da pratik bir eğitim olsun. Bu sürede insanlar hiç tanımasa da başka bir insanı mutlu etmekle yükümlü olsun. Böyle bir Dünya'da çok daha fazla empati kurulabilir diye düşünüyorum.
Tayland anlaşıldığı üzere fahişeliğin tamamen yasal olduğu bir ülke. Tabii Tayland ve etrafı gibi çok yoksul bir ülkede bunu yaparsan ve din baskısı da yoksa, fahişelik çok cazipr bir hale gelebiliyor. Örnek olarak oğlu Kamboçya'da çalışan bir Alman'la tanıştım. Oğlunun yaptığı iş Kamboçyadaki gençleri Tayland'a fahişe olarak gelmesini engellemek için eğitim vermek. Yani fahişelik bir çeşit kurtuluş gibi. Aşağıda Nana'dan bir fotoğraf görüyorsunuz.Yerde yatan kadın ertesi gün bulunduğu yerde tezgahını açacak.
Tabii buradaki taksi şoförleri, tuktukçular, motorsikletliler de sizi görür görmez bir katalog açıyorlar. Kadın fotoğraflarıyla dolu. Erkekler için de bu durum kolay para kazanma yoluna dönüşmüş yani. İlginç olan şu ki ülke sanki bunun üzerine kurulmuş. Fahişelik, pezevenglik, viagra, seks turizmi vb. Pazar var mesela. Bizdeki gibi masa açıp giyecek, yiyecek falan satıyorlar.  Yan yana bir sürü masa var. Ama mesela bir masa da ananas satılırken hemen yanında seks oyuncakları veya cinsel gücü artırıcı ürünler pazarlanabiliyor. Yani kim seks oyuncaklarının arasındaki bir tezgahdan meyva seçebilirki. Ya da etrafını porno film cd'leri sarmalamışken başı kapalı bi kadın (ki Nana'da çokça var) istediği bir filmi gönül rahatlığıyla arayabilirki. Neyse efendim. Sonunda ücra bir caddede ışıklı bir bina buldum ve içeri girdim. Otel arıyorum dedim. Burası otel dediler. Evet tabelası yoktu, bir lobisi bile olduğu söylenemez ama burası bir oteldi. Ne kadar dedim? Kaç saat diye sordu? Saati ne kadar dedim? 200 Baht (yaklaşık 12 lira) dedi. 9 saat uyusam diye düşündüm çok para yapıyordu. Tüm gece ne kadar dedim. Hııı dedi. 800 Baht. Budur dedim. Sabah erkenden kalkıp otelden ayrıldım. Gerçi en azından güzel bir manzarası olan o oteli mumla arayacaktım ama olsundu.
Sabah çantamı sırtıma alıp yola çıkıyorum. Dün gece haritada gördüğüm hostelin olduğu yere gidiyorum. Hiç bir şey yok. Anlamsız bir yer. Bildiğim tek yer olan Nana'ya geri dönüyorum. Başka bir otel buluyorum. Günü boşa geçirmeye gerek yok. Sıcakda yürünmüyor zaten.
Tekrar çıkıyorum otelden. Bir yere gittiğinizde yapmanız gereken ilk şey Lonely Planet'ın kılavuzunu almaktır. Ancak herkes bu kılavuzu aldığı için aslında daha iyisini bulabilirseniz onu alın, çünkü gittiğiniz yerlerin yerelliği bu kılavuz yüzünden yok ediliyor. Gene de alıp arap restoranına gidiyorum. Nana'da bir arap mahallesi var. Sakızlı Türk kahvemi ve nargilemi içerekten bir sonraki günün planını yapıyorum. Neden sakızlı olduğunu sormayın. Sakızsızını çok aradım ve bulamadım.
Otele geri dönmem gerekiyor. Otelin nerede olduğunu unuttuğumu fark ediyorum. adi canım. Yolun solunda olduğundan eminim ama bir türlü bulamıyorum. Tekrar tekrar aynı caddeleri geçiyorum. Otelin anahtarında  otelin adı gençten bi Tuk Tuk'çuya  soracam  ama otelin adını bile bilmiyorum. Tekrar başa dönüyorum. Soldaki birinci cadde, hayır bu değil, ikinci cadde, bu da değil, üç, dört, ara caddeler. Zekamla ilgili küfürlü küfürlü konuşuyorum. Yarım ekmek dönerci buluyorum. Bir şeyler yiyip biraz sakinleşmek istiyorum. Aynı caddelerden üçüncü kere geçiyorum. Artık beni kolumdan tutup masaj salonlarına veya kulüplere sokmaya çalışan mini etekli hanım efendiler yüzüme bile bakmıyorlar. Yaşasın, sokaklar benim artık diyorum. Herkes beni tanıyor. Bu sefer buluyorum. Bir ara sokaktan çıkılıyordu otelime. Ama iyi oldu diyorum. İyicene öğrenmiş oldum Nana'yı. Zaten pek bi gezmek istiyordum. Nerede hangi masaj kaç paraya, neresi yalandan neresi gerçek, en iyi yarım ekmek dönerci falan hepsini öğrenmiş oluyorum. Sokakta fahişelerin işlettiği bir bara oturup pazarın gürültüsünde bu notları alıyorum. Fahişelerin hemen hepsinin yanında birer ikişer erkekler var. Bana başından beri bulaşmıyorlar. Dediğim gibi. Fahişler pratikleri pek kuvvetli insanlardır.

1 yorum:

  1. yazını cok begenim. Tayland lı erkek ve kadın fahiselerin ne kadar ıgrenc olduklarını yazmıssınız. Bence de dünyanın en igren fahişeleri Tayland dadır. Erkeklerin de bir bacak arası haysiyeti ve şerefi olması gerektiğini düşünüyorum....

    YanıtlaSil